10 KASIM YA DA ÖLÜRSE TEN ÖLÜR, CANLAR ÖLESİ DEĞİL
Prof. Dr. Nurullah Çetin

Prof. Dr. Nurullah Çetin

10 KASIM YA DA ÖLÜRSE TEN ÖLÜR, CANLAR ÖLESİ DEĞİL

09 Kasım 2018 - 22:13

Türk kültür ve devlet geleneğinde ölen Türk büyüklerinin arkasından en eski zamanlarda sagu, İslamî dönemde mersiye ve ağıtlar söylendi. Bugün de Türk milleti adına büyük işler başarmış kahramanlarımızın ölüm yıldönümlerinde çeşitli faaliyetler yapıyoruz. Bu faaliyetler genellikle kabir ziyaretleri, bu ziyaretler sırasında yapılan hatırlama ve hatırlatma konuşmaları, çiçek bırakma, saygı duruşunda bulunma, anıları tazeleme şeklinde olmaktadır.

Tarihî Türk tecrübe birikimi incelenirse ölen Türk kahramanları arkasından söylenen manzum ya da mensur sözlerde dikkat çeken özellikler şunlardır: Ölen kahramanın Türk milleti adına yaptığı büyük kahramanlıklar, bıraktığı önemli eserler, izler, başardığı büyük işler, kişisel anlamda örnek alınabilecek erdemleri, üstün şahsiyet nitelikleridir.

Amaç, ölen kişiyi eski Romalılarda olduğu gibi tanrılaştırmak ve kutsallaştırmak değildir. Amaç, mevcut ve gelecek nesillere örnek alabilecekleri, yolundan ve izinden gidebilecekleri, ışık, hız, şevk, heyecan, cesaret, umut alabilecekleri millet mistiği büyük önderlerin örneklik eden şahsiyetlerini ön plana çıkarmaktır.

Milletler, kahramanlarının başarılarıyla ortaya çıkar, hatıralarıyla yaşar, bıraktıklarıyla geleceğe yürürler. Milletler, kahramanlarıyla özgüven, kimlik ve şahsiyet kazanırlar, millet olma bilincini diri tutarlar, bağımsız millî devlet ve vatan varlıklarını korurlar. Bugün Türk’ü etkisiz hale getirmek, millet yapısını çözüp dağıtmak, vatanını ele geçirip kolayca sömürgeleştirmek, emperyalist amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen Haçlı Batı dünyasının yani haricî bedhahların ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin, temsilci ve sözcülerinin Atatürk düşmanlıklarının altında bu olgu yatar.

Bu bağlamda bugün ve her yıl, 10 Kasımda son büyük Türk Hakanı Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümünde onun büyük mirasını yeniden hatırlamak, anlamak, anlamlandırmak, günü gelişen şartların ışığında yeniden irdelemek ve Türk millet, devlet ve vatan varlığının bekası meselesini yeniden düşünmek durumundayız.

Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı en büyük miras, hür vatan ve tam istiklâlci, şahsiyetli, millî Türk devletidir. 
Atatürk, İtilaf Devletleri adındaki son Haçlı ordusu olan birleşik emperyalist Batılı çapulcular sürüsüne karşı Türk milletinin kendi vatanında, kendi bağımsız siyasi iradesini kendi milletinin idaresine hâkim kılma mücadelesi verdi ve başardı.

Anayasasını ve kanunlarını yaparken Amerika’ya, Avrupa’ya, Rusya’ya, Çin’e, ona buna, onun bunun çocuğuna sormayan, sadece Allah’tan ve Türk milletinin hür vicdanından icazet alan bir bağımsız siyasi irade davasını miras bıraktı. 
Şimdi Atatürk’ü anarken bunu hatırlayalım ve görelim ki bugün bu miras reddedilmiştir, yok edilmiştir.

Atatürk, kendi vatanının bütün ekonomik zenginliklerinin tasarruf hakkını sadece Türk milletine tahsis ederek ekonomik istiklal mirası bırakmıştı. Bugün geldiğimiz noktada ise bu miras yok edilmiştir. Madenlerimizden işletmelerimize, fabrikalarımızdan bankalarımıza kadar bütün ekonomik kaynaklarımız, yabancılara teslim edilerek, Türk milleti kendi vatanında kendi zenginliklerinin bekçisi, hamalı, işçisi, güvenlik görevlisi ve küçük memuru haline getirilmiştir.

Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk bize ekonomik istiklali olan bir Cumhuriyeti miras olarak bırakmıştı. Yeraltı ve yerüstü bütün zenginliklerimize, bütün ekonomik kaynaklarımıza, maddi varlıklarımıza sadece Türk milletinin sahip olmasını sağlayan istiklalci, millî ekonomi sistemini bize miras bırakmıştı. Onun ölümünden sonra bütün ekonomik kaynaklarımıza emperyalist devletlerin şirket adlı akbabalarını üşüştürdük. Şimdi elimizde ne madenler kaldı, ne fabrikalar, ne pazar, ne bankalar, ne topraklar, ne limanlar. Hepsi yabancılara devredildi. Bütün mal varlığı elinden alınmış, parası dolara bağlanmış bir millet, kendi elleriyle öldürdüğü bu millî, yerli ve istiklalci ekonomi cesedine ağlasın.

Atatürk, Türk milletine Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarla çok zengin, derin, ince ve özgün Türk-İslam kültür değerlerimizi yeniden toplumsal hayata iade ederek kültürel istiklal mirası bırakmıştı. 
Bugün o miras da yok edilmiştir. Evrensel nitelikli özgün Türk-İslam mirasımız reddedilerek bunun yerine batının batıl değerlerinden oluşan yoz, çürütücü, uyutucu ve kozmopolit bir batı kültürü ile, insan aklını devre dışı bırakan, gerçek İslam’la alakası olmayan uyduruk bazı merdiven altı tarikat ve cemaat dinlerinin köleleştirici, uyuşturucu, atıl, cahil ve geri bıraktırıcı köhne kültürü ikame edilmeye çalışılmıştır.

Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığını kurarak, İlahiyat Fakülteleri, İmam Hatip Liseleri açarak, Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir yazdırarak, meal yazdırarak, hadisleri yayınlatarak Müslüman Türk milletine indirilmiş gerçek İslam’ı, Kur’an ve peygamber İslam’ını en sağlam kaynaklardan öğrenme imkânı gibi kutlu bir miras bıraktı. Ama onun ölümünden sonra uykuya yatmış olan küflü cehalet odakları, merdiven altı tarikat ve cemaatler hortlayarak halkımıza musallat oldu, Türk milletini tekrar esir aldı. Uydurdukları dinlerle halkımızı köleleştirdiler, örümcek kafesi içine hapsettiler. 10 Kasımda bunu da hatırlayacağız.

Atatürk, askerî istiklâlimizin garantisi olan, milletini ve vatanını bağımsız bir Kuva-yı Milliye teşkilatı halinde kurtaran ve bağımsız iradesiyle millî Türk devleti kuran şahsiyetli, güçlü, korkusuz bir Türk ordusu mirası bıraktı. Bugün Türk ordusunu etkisiz hale getirmeye dönük komplolarla bu miras da büyük ölçüde reddedilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Ancak Türk milleti ve devleti, her türlü Amerika, CIA oyunlarına karşı kendi bağımsız ordusuna sahip çıkma iradesini her zaman gösterecektir.

Atatürk’ü ölüm yıldönümünde anmak demek, onun Türk milletine yol ve yön gösteren şahsiyetli duruşunu, korkusuz mücadelesini, akılcı devlet kuruculuğunu ve yürütücülüğünü, her türlü emperyalist odak karşısında bağımsızlıkçı tavrını, Türk-İslam kültürümüzü yaşatma iradesini, hür bir vatan teminatını, Türk milletinin can, mal, namus güvenliğini sağlayan tamamen yerli ve millî iç ve dış güvenlik düzenini hatırlamak, yaşamak ve yaşatmak demektir.

Atatürk ölmüştür. Onun naçiz vücudu elbette toprak olmuştur. O kendisini ölümsüz bir Tanrı olarak görmemiş, kendisini bizim gibi, bizden bir beşer olarak görmüştür. Ama şahsiyetli, iradeli, korkusuz, cesur, bilgi ve kültür bakımından donanımlı, istiklalci ve milliyetçi tavır mirası kıyamete kadar Türk milletinin gönlünde, ruhunda, aklında, ferdî ve millî hayatında hep yaşayacaktır. Atatürk’ün ölümüyle Türk milleti bitmiş değildir. Çare dövünmek ve Atatürk beklemek değil, her Türk’ün Atatürk olmasıdır.

1918 sonlarında son Haçlı çapulcu sürüleri olan ve İtilaf Devletleri adlanan haydutların vatanımızı işgal ve istilasına karşı bir Müslüman Türk mücahit komutanı olarak “ya istiklal ya ölüm” uranıyla Türkiye Türklüğünü Kuva-yı Milliye adı altında teşkilatlandıran, vatanımızı kurtaran ve bağımsız millî devletimizi kuran Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü bu dünyadaki vazifesini alnının akıyla tamamlayıp ebedî âleme irtihal etti.

Bu, salt bir beden değişimiydi. Ölen, ayrılan, giden bedeniydi ruhu değil, cesediydi fikirleri değil, maddesiydi manası değil, eti ve kemiğiydi yaktığı istiklal ateşi değil. 
Türk kocası Yunus Emre atamız bir şiirinde şöyle der:

“Ten fanidir can ölmez 
Çün gitti geri gelmez 
Ölürse tenler ölür 
Canlar ölesi değil.”

Bizim itikadımızca tenlerimiz, bedenlerimiz, cesedimiz ölür, ama ruhumuz, geride bıraktığımız manevi miras ölmez. Kendisi, milleti, Allah’ı, dini, vatanı, devleti, maddi ve manevi bütün varlığı için çalışanlar, iyi eserler, faydalı, güzel ve olumlu izler bırakanlar aslında ölmemiştir.

16 Haziran 1926 günü İzmir’de Atatürk’e suikast yapmayı planlayanlar yakalanınca, halk Atatürk’e büyük sevgi gösterisinde bulunmuştu. Bunun üzerine Atatürk: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır.” Demişti.

Bu sözüyle Atatürk, aslında 2 önemli şey söyledi: Birincisi, Atatürk’ü tanrılaştıran sapıklara cevap verdi ve dedi ki: “Ben tanrı değil, sizin gibi ölümlü bir insanım.” İkincisi de “Ben bedenen ölecek olabilirim ama hayatımı vakfettiğim Türk’ün istiklal davası ve bağımsız millî devleti yok edilemeyecektir.” Bizim için bugün itibariyle asıl önemli olan nokta burasıdır. Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli miras istiklal ve bunun kurumsal şekli olan bağımsız millî Türk devletidir.

Atatürk’ün vefat yıldönümünde onu anmak demek, bu mirasa sahip çıkmak demektir. Atatürk’ün ölümünden sonra istiklalimizin ve millî Türk devletimizin kademe kademe aşınmasına, yok edilmesine şahit oluyoruz. Bugün bu aşınma, yaralanma, tahribat çok ileri bir aşamaya gelmiştir.

Bugün bütün Türkler eğer, adam gibi, haysiyetlice, şereflice, hür ve bağımsız bir millet olarak kendi vatanlarında alnı açık, başı dik bir şekilde yaşamak istiyorlarsa atalarının bu mirasına sahip çıkmak zorundadırlar. Yani kendi kendilerini bağımsızca idare etmek demek olan siyasi istiklal iradelerine, vatanlarını ve kaynaklarını korumak demek olan ekonomik istiklallerine, Müslüman Türk kültür ve medeniyetlerini koruyup geliştirmek demek olan kültürel istiklallerine ve Allah’tan sonra en önemli güvenceleri olan bağımsız Türk ordusuna sahip çıkmak zorundadırlar.

Onu hatırlamak demek, onun bıraktığı büyük mirası millet olarak kademe kademe nasıl yok ettiğimizi ya da yok edenlere nasıl göz yumduğumuzu sorgulamak demektir. 10 Kasımı hatırlamak, titreyip kendimize dönme günüdür.

Türk Beyi bize tam istiklalci bir Türkiye mirası bırakmıştı. Yani kendi vatanında, kendi devletinin nasıl idare edileceği konusunda tam bağımsız millî iradeyi hâkim kılacak bir devlet kurumu bırakmıştı. Ama biz onun ölümünden sonra Türkiye’yi Amerika’ya bağlayarak, onun emrine vererek, Amerika’nın her türlü tasarrufuna, yönlendirmesine, şekillendirmesine açık tutarak, daha sonra da Avrupa Birliğine girme macerasıyla Amerika’nın yanında bir de Avrupa Birliği’nin emir ve talimatlarıyla şamar oğlanına döndürülmesine imkân ve fırsat vererek Atatürk’ün bağımsız Türkiye mirasının istiklalcilik vasfını öldürdük. Asıl bu ölümü hatırlamalıyız.

Başbuğ Atatürk bize etnik ve mezhep farklılıklarını silerek her anlamda kaynaşmış, birleşmiş, tek dil Türkçede, tek vatan Türkiye’de, tek devlet Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, tek bayrak Ay yıldızlı bayrağımızda, tek kültürde, tek tarihte ve tek gelecek tasavvurunda birleştirerek kalabalıkları şuurlu bir millet yaptı ve bu milletin adına da “Türk milleti” dedi.

Onun ölümünden sonra bize bıraktığı millî birlik ve bütünlük içinde milletleşme mirasını yok ettik. Türk milletini kademe kademe dışarıdan gâvurların da tahrikiyle etnik özelliklerine ve mezhep farklılıklarına göre ayırıp parçaladık. Tek vatan birliğini, eyalet, federasyon, özerklik, kantonlaşma gibi gâvur tezgâhlarıyla parçalama gayretine giriştik.

Türk’ün siyasi iradesinin tecelligâhı olan meclisinde eşkıya PKK’nın siyasi temsilcisi olan HDP’nin grup toplantısında Belçika, Avusturya, Lüksemburg, Finlandiya, Yunanistan ve İspanya temsilcileri gelip sömürge valisi edasıyla oturup poz vererek, eşkıya adına Türk’ten hesap sorar hale gelmiştir. Bu hal, Türk milletinin Başbuğunun bıraktığı siyasi istiklal mirasını kendi eliyle öldürdüğünün resmidir.

Atatürk bize Milliyetçilik ilkesini anayasasına koyarak millî devlet mirası bırakmıştı. Türk’e adını, kimliğini, tarihini, dilini, edebiyatını, sanatını, âdetlerini, geleneklerini göreneklerini, folklorunu, coğrafyasını, atalarını, bir bütün halinde millî Türk kültürünü ve değerlerini öğretti, öğreten kurumlar bıraktı.

Atatürk’ün bıraktığı miras, Milliyetçi Türk milleti ve Devleti idi. Onun ölümünden sonra ideolojik olarak millet bütünlüğümüz gâvurların önceden hazırladıkları solcu, komünist, sosyalist, kapitalist, liberal, küreselci, etnikçi, İslamcı gibi abuk sabuk kompartımanlara, adacıklara paylaştırıldı.

Biz onun ölümünden sonra Türklüğe dair bütün değerleri yok ederek, unutarak, itibarsızlaştırarak, millî kültür yerine Batının batıl kültürünü hâkim kılarak onun bize bıraktığı Milliyetçi Türkiye mirasını öldürdük. 
Şimdi Türk çocukları Türk olduklarını bilmiyor, Türklükleri her yerden siliniyor ve Türküm demekten utanır hale getiriliyorlar. Atatürk’ü hatırlamayı gerekli gören varsa bu meseleyi düşünsün.

“Bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyen Türk Beyi Atatürk’ün mirasını elbirliğiyle öldürenlerin timsah gözyaşları, tertemiz tabiatı kirleten pisliklerdir. (10 Kasım 2018)

YORUMLAR

  • 0 Yorum